Ne Olmuştu Bize?
Ne olmuştu bize? Aynı dünyanın belli bir sürecinde aynı mekan ve aynı zamanda bir anda denk gelmiştik. İnsan, hayatın akışında öyle bir savrulur buluyor ki kendini bu süre içinde düşünme yetisini çoğu zaman yitirdiğinin farkına geç varıyor. Bellek yitimi cebri muvafakat taşıyor. Bu biraz insanın yaradılışından gelen genetik ve evrensel geçişten olsa gerek. Geç demişken de neye kime göre geç bu biraz çoğu şeyin tartışmaya açık olduğu kadar tartışmaya açık. Ne olmuştu bize? Bu soruyu kaç kişi için kaç kişinin gözünün içine bakmak ya da ardından söyler olduk. Düşündük mü veyahut ya da karşı taraf düşündüğümüz kadar düşünür oldu mu? Daha satırlarıma yeni adım atarken bir ton soru öbeğinin ortasındayım. Tek başıma olduğumu sanıyorum ve bir gün bu soruları kendi kendine sorup orada sadece kendisinin olduğunu sanan biriyle karşılaşmayı umuyorum. Tanıdık tanımadık fark etmeksizin ne oldu bize diye sormanın karşılığı olarak o boş duvardan aynı ses yankısının bana çarpmamasını umuyorum. Bir ten bir ses bir sıcaklık ihtiyacı içerisinde olup da bunu itiraf etmeye korkar buluyorum kendimi. Sahi söylesene bize ne oldu, ne ara bu kadar korkar olduk sevmek gibi temel bir ihtiyacın karşılanmasından. Umut... Eskiden yazdıklarımda, eski kafa yapımda daima olması zaruri bir şey gibi görürdüm. Makineleşmek kötüydü, ne olursa olsa bir şeylere tutunmak gerekliydi. Umut etmezse insan ölmeden ölürdü de öldüğünün farkına varamazdı. Lakin, inandıklarımın da zaman içerinde yoğrulup farklı formlara evrildiğini fark etmem biraz sancılı olarak sürekli inkar mekanizması geliştirmeme yol açtı. Ben bu değildim ve olacağım kişi korkutucuydu. Konfor alanı mı dersiniz, stockholm sendromu mu bilmiyorum ama bir dönem hissedemediğim için saatlerce kendimi ağlamaya zorladığımı göz pınarlarımdan yaş dahi akmayınca paniklediğimi hatırlıyorum. Sürekli umutlanmam gerektiğini kendime öyle inandırmışım ki beni zehirleyen insanlardan kopamaz hale geldim. Sevgi önemliydi, fedakarlık sevmenin doğal sonucuydu ve her şeyin karşılığı olması gerekmezdi o zamanlar. Bize ne oldu biliyor musun? Ben sıfırı tüketene dek eski ben olmaya devam ettim. O hissizlik evresinden çok kısa bir süre sonra hislenmem afaki boyutlara ulaştı. Ve ben... İki uç evrede sıfırı tükettim. Ne oldu bize biliyor musun, kabullenme ve yola devam etmeyi öğrettin bana. Vedaların kötü ve dayanılmaz ağırlığının diğer yüzünün hafifletici bir etkisi olacağını gösterdin. Bakış açımı genişlettin. Ne oldu bize diye diye geri dön diyemem artık, seni sevmenin zamanının belli bir evrede kaldığını kabullendim. Sana ve sevdiğim birçok şeye veda etmenin hayrıma olduğunu gördüm ve yeni ben umudun da fazlası öldürür, zehirle ilacın arasındaki fark dozudur aforizmasını anlamamı sağladı. Elveda sevgilim dediğim o evreyi geçtim uzun denemeyecek bir zaman önce. Biz değiştik, birbirimizdeki yerimiz değişti ve hatta yersizliğe evrildi. Ne olmuştu bize? Olan şey birbirimizin hayatında filmdeki sahne olarak yer edindik, arşiv unutmayacak. Ama ne olmuştu bize? Bunu da kimse sorgulamayacak bundan böyle
Olduğumuz yerde kaldı o hikaye...
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder